Körü Körüne Geleneği Takip Etme Hatası

Kur’an gelenek, otorite ve bireysel düşünmeye nasıl yaklaşır? Âlimlerin rolü, körü körüne takibin tehlikeleri ve kişinin inançlarından sorumlu olması üzerine bir inceleme.

İnsan hiçbir zaman boşlukta yaşamaz. Doğduğu andan itibaren başkalarından öğrenir, anne babasının tecrübelerini devralır, öğretmenlerini dinler, kitaplar okur ve çevresindeki insanları gözlemler. Bu doğaldır. Bilginin nesilden nesile aktarılması olmasaydı, insanlığın gelişimi mümkün olmazdı.

Bu nedenle sorun geleneğin kendisinde değildir. Gelenek, birçok neslin biriktirdiği hikmeti, tecrübeyi ve faydalı bilgileri koruyabilir. Asıl sorun, geleneğin bir bilgi kaynağı olmaktan çıkıp düşünmenin yerine geçmesiyle başlar.

Kur’an’ın tekrar tekrar dikkat çektiği tehlike tam olarak budur.

Kişisel sorumluluk Kur’an’ın temel ilkelerinden biridir

Kur’an dikkatle okunduğunda, Allah’ın insana ne kadar sık doğrudan hitap ettiği fark edilir. Kur’an sürekli olarak insanı kişisel sorumluluğunu hatırlamaya ve neye, neden inandığını kendi başına düşünmeye çağırır.

Kur’an’da şu soruların tekrar tekrar geçmesi tesadüf değildir:

“Aklınızı kullanmayacak mısınız?”

“Düşünmeyecek misiniz?”

“Onlar Kur’an üzerinde hiç düşünmüyorlar mı?” (4:82)

Bu çağrılar derin bir anlam taşır. Eğer insandan yalnızca otoriteleri takip etmesi istenseydi, düşünmeye ihtiyaç kalmazdı. Ancak Kur’an çok farklı bir yaklaşım ortaya koyar. İnsan aklına hitap eder ve kişinin inançlarının sorumluluğunu tamamen başkasına devredemeyeceğini hatırlatır.

Tarih boyunca tekrarlanan bir hata

Peygamberlerin kıssaları ilginç bir ortak noktayı ortaya koyar. İnsanlara yeni bir mesaj geldiğinde sık sık şu cevap verilmiştir:

“Biz atalarımızı bir yol üzerinde bulduk ve onların izinden gidiyoruz.” (43:22)

İlk bakışta bu cevap makul görünebilir. İnsanlar önceki nesillerden öğrendiklerine güvenme eğilimindedir.

Ancak Kur’an sorunun atalara saygı olmadığını gösterir. Sorun, geleneğin kendi başına bir delil olarak görülmesidir.

Şu soru yerine:

“Bu doğru mu?”

şu soru öne çıkar:

“Atalarımız böyle mi yapıyordu?”

Fakat bunlar tamamen farklı sorulardır.

En eski gelenek bile, yalnızca uzun süredir var olduğu için otomatik olarak doğru hale gelmez.

Öğretmenler gereklidir, ama aklın yerini tutamazlar

Körü körüne takibi eleştirirken karşı uç noktaya da düşmemek gerekir. Bazı insanlar otoritelerden hayal kırıklığına uğradıktan sonra öğretmenlerin ve âlimlerin tamamen gereksiz olduğunu düşünmeye başlar.

Bu yaklaşım hem sağduyuya hem de Kur’an’a aykırıdır.

Allah şöyle buyurur:

“Eğer bilmiyorsanız bilenlere sorun.” (16:43)

Açıktır ki insan her şeyi tek başına bilemez. Sürekli olarak başkalarının bilgisinden yararlanırız. Bilim böyle gelişir, tarih böyle korunur ve tecrübeler böyle aktarılır.

Ancak öğrenmek ile körü körüne takip etmek arasında büyük bir fark vardır.

Öğretmen insanın anlamasına yardımcı olur.

Körü körüne takip ise insanı anlama sorumluluğundan kurtarır.

İlk durumda bilgi gelişir.

İkinci durumda ise duraklar.

İnsanlar neden hazır cevapları sever?

Körü körüne takip çekicidir çünkü rahattır.

Bir kişi adına her şey önceden kararlaştırılmışsa, konuyu araştırmak için çaba harcamasına gerek kalmaz. Delilleri incelemesine, görüşleri karşılaştırmasına veya cevap aramasına ihtiyaç duymaz.

Hazır bir görüş güven duygusu verir.

Ancak bununla birlikte insan, bilgiyi bağımsız olarak değerlendirme yeteneğini yavaş yavaş kaybeder. Zamanla bir görüşü ikna edici olduğu için değil, alışık olduğu için savunmaya başlar.

İşte burada kibrin en tehlikeli biçimlerinden biri ortaya çıkar: Ciddi sorular ortaya çıktığında bile kişinin kendi inançlarını yeniden gözden geçirmeyi reddetmesi.

Hakikat bir kişinin adına bağlı değildir

Kur’an sürekli olarak insanı delillere geri döndürür.

Bu özellikle dini konularda önemlidir. En saygın insanlar bile sonuçta insandır. Bilge, samimi ve seçkin olabilirler, ancak bu onları hatasız yapmaz.

Bir insana saygı duymak ile onun görüşüne katılmak aynı şey değildir.

İyi bir öğretmen insanı hakikate yaklaştırır.

Kötü bir öğretmen ise hakikatin yerine kendi otoritesini koymaya çalışır.

Bu nedenle bir Müslüman âlimlere saygı duyabilir, eserlerini inceleyebilir ve tecrübelerinden yararlanabilir; fakat onların sözlerini mutlak hakikat ölçüsüne dönüştürmemelidir.

Gelenek ile düşünce arasındaki denge

İslam, insanı geçmişten gelen tüm mirası reddetmeye çağırmaz. Bu, geleneğe körü körüne boyun eğmek kadar aşırı bir tutum olurdu.

Doğru yaklaşım orta yoldadır.

Gelenek faydalı olabilir.

Öğretmenler faydalı olabilir.

Âlimler faydalı olabilir.

Ancak bunların hepsi, insanın hakikati anlamasına yardımcı olan araçlar olarak kalır.

Hiçbiri Allah katında onun inançlarının sorumluluğunu üstlenemez.

Sonuç

Körü körüne geleneği takip etme hatası, geçmişe saygı duymak veya başkalarından öğrenmek değildir.

Bu hata, insanın soru sormayı bırakıp geleneği kendi başına bir delil olarak görmeye başlamasıyla ortaya çıkar.

Kur’an bilgiye, tecrübeye ve önceki nesillerin hikmetine değer verir. Ancak aynı zamanda insanı tekrar tekrar düşünmeye, araştırmaya ve kendisine karşı dürüst olmaya çağırır.

İnsan başkalarından öğrenebilir. Tavsiye alabilir. Bilgili kişilere danışabilir.

Fakat son karar her zaman kendisine aittir.

Bu yüzden Kıyamet Günü’nde kişinin seçimlerinden dolayı hesap verecek olan; gelenek, öğretmen veya herhangi bir otorite değil, bizzat kendisidir.

Hakkımızda

Biz yeni bir mezhep arayan insanlar değiliz. Biz cevap arıyorduk.

Bu proje, Kur’an’ı sanki ilk kez okunuyormuş gibi okumaya bir denemedir.

Kur’an temel olarak

Kur’an ve akıl ile doğruluyoruz.

Mantık ve analiz

Anlamı akıl ile değerlendiriyoruz.

Dürüstlük

Dayatmıyoruz — araştırıyoruz.