Kibir: sınır tanımayan bir hastalık

Kur’an’daki kibir kavramının analizi: din içinde ve dışında nasıl ortaya çıktığı, hakikati nasıl çarpıttığı ve kişinin kendi hatasını kabul etmeyi reddetmesiyle ilişkisi.

İnsanlar “kibir” kelimesini duyduklarında çoğu zaman başkalarına yukarıdan bakan zengin bir insanı hayal eder. Kimileri yöneticileri ve zorba kişileri düşünür. Kimileri de başarısıyla övünen insanları.

Fakat Kur’an daha derin bir tablo çizer.

Kibir sadece davranıştaki bir büyüklük taslama değildir. Kişinin kendi görüşünü, konumunu veya inancını hakikatin üstüne koyduğu bir durumdur.

Bu yüzden kibir sadece zenginlere veya güçlü insanlara ait değildir. Dindar ve ateist insanlarda, âlimlerde ve cahillerde, erkeklerde ve kadınlarda bulunabilir. Kibir hiçbir gruba ait değildir. Her insan için bir imtihandır.

Kur’an’daki ilk kibir örneği

Kibrin en erken örneklerinden biri İblis kıssasıdır.

Allah melekler ve İblis’e Âdem’e secde etmelerini emretti, fakat İblis reddetti:

“Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın.” (7:12)

Dikkat edin, onun gerekçesine.

Allah’ın varlığını inkâr etmedi.

Emri inkâr etmedi.

Kendisini üstün gördü.

Onu hakikati reddetmeye götüren şey bu üstünlük duygusuydu.

Kibir çoğu zaman böyle çalışır. İnsan her zaman argümanı anlamıyor değildir. Bazen sadece yanlış olabileceğini kabul etmek istemez.

İnsanlar neden gerçeği reddeder

Kur’an, kendilerine ayetler geldiği halde onları reddeden insanları tekrar tekrar anlatır.

Firavun ve çevresi hakkında şöyle buyrulur:

“Onları haksızlık ve kibirle inkâr ettiler; oysa içlerinde onlara kesin olarak inanmışlardı.” (27:14)

Bu ayet kibir hakkında en güçlü ayetlerden biridir.

Sorun delil eksikliği değildi.

Sorun, yanlış olduklarını kabul etmek istememeleriydi.

Bazen insan bir tartışmayı dışarıdan değil, içten kaybeder ama egosu nedeniyle direnmeye devam eder.

Kibir dinde de vardır

Yaygın bir hata, dindarlığın insanı kibirden otomatik olarak koruduğunu sanmaktır.

Kur’an bunun tersini gösterir.

İnsanlar dini Allah’a yaklaşma yolu olarak kullanabilir, ya da onu başkalarına karşı üstünlük aracı haline getirebilir.

Kişi şöyle düşünmeye başlar:

  • “Hakikati sadece bizim grup anlıyor.”

  • “Diğerlerinin hepsi sapmış.”

  • “Ben zaten her şeyi anladım.”

  • “Artık öğrenecek bir şeyim yok.”

Bu noktada hakikat arayışı biter, kendi pozisyonunu savunma başlar.

Bu durum tüm ekoller ve yönelimlerde istisnasız görülebilir.

Kibir dindışında da vardır

Ama bunun sadece dini bir sorun olduğunu düşünmek de yanlıştır.

İnsan aynı şekilde kibir kaynağını bilimde, eğitimde, meslekte, felsefede veya kişisel tecrübede de oluşturabilir.

Hakikati aramayı bırakır ve bir görüş grubuna aidiyetini savunmaya başlar.

Sonuçta tartışma bir hakikat arayışı değil, ego yarışına dönüşür.

Artık kişi şunu sormaz:

“Gerçek nedir?”

Şunu sorar:

“Nasıl haklı olduğumu ispatlarım?”

Bu her yerde görülebilir. Bir kişi dini geleneği körü körüne savunur, diğeri bilimsel görüşlerini, bir başkası sevdiği yazarın veya hocanın fikirlerini. Dışarıdan farklı görünürler ama mekanizma çoğu zaman aynıdır: kişi hakikati değil, kendisini savunur.

Bu yüzden Kur’an insanı sürekli düşünmeye, dürüstlüğe ve hata ihtimalini kabul etmeye geri çağırır. Sorun kişinin hangi pozisyonda olduğu değildir. Sorun, kişinin yanlış olabileceği ihtimalini bırakmasıyla başlar.

Kibrin bir işareti

Kibrin en tehlikeli işaretlerinden biri kişinin kendi görüşünü gözden geçirememesidir.

Bu, insanın her gün fikir değiştirmesi gerektiği anlamına gelmez.

Ama daha güçlü bir delil gördüğünde hatasını kabul etmeye açık olmalıdır.

Kur’an sürekli düşünmeye çağırır:

“Kur’an üzerinde düşünmezler mi?” (4:82)

“Hiç düşünmezler mi?” (36:68)

Düşünme ancak kişinin yanılma ihtimalini kabul etmesiyle anlamlıdır.

Sonuç baştan kesinleşmişse, düşünme sadece bir formaliteye dönüşür.

Kibir neden tehlikelidir

Günahların çoğu arzudan başlar.

Kibir ise kişinin kendine dair algısının bozulmasıyla başlar.

Kişiyi kendisini istisna görmeye iter.

Bu yüzden kibir, iyi işlerin içine bile sessizce sızabilir.

İnsan ilmi üstünlük için arayabilir.

Dini statü için yaşayabilir.

Başkalarına yardımını övgü için yapabilir.

Dışarıdan doğru görünen bir amel, içeride kibirle bozulabilir.

Kibrin ilacı

Kur’an insanı sürekli gerçek konumunu hatırlatır.

Biz kendimizi yaratmadık.

Doğduğumuz yeri seçmedik.

Doğa kanunlarını biz koymadık.

Geleceği bilmiyoruz.

Her nefeste Allah’a muhtacız.

Bu bir küçültme değil, gerçeğe dönüştür.

İnsan kendi bilgi sınırlarını ne kadar iyi anlarsa, yargılarında o kadar dikkatli olur.

Ve hatasını kabul etmesi o kadar kolaylaşır.

Sonuç

Kibrin dini, milliyeti veya dünya görüşü yoktur.

Camide de üniversitede de bulunabilir; inananlarda da inanmayanlarda da; âlimlerde de sıradan insanlarda da.

Kur’an gösterir ki sorun insanın hata yapması değildir. Herkes hata yapar.

Sorun, kişinin hatasını kabul etmeyi bırakmasıdır.

Bu yüzden kibrin zıttı kendini küçültmek değildir.

Kibrin zıttı hakikate karşı dürüstlüktür.

Bu hakikat kendi yanlışlığını kabul etmeyi gerektirse bile.

Hakkımızda

Biz yeni bir mezhep arayan insanlar değiliz. Biz cevap arıyorduk.

Bu proje, Kur’an’ı sanki ilk kez okunuyormuş gibi okumaya bir denemedir.

Kur’an temel olarak

Kur’an ve akıl ile doğruluyoruz.

Mantık ve analiz

Anlamı akıl ile değerlendiriyoruz.

Dürüstlük

Dayatmıyoruz — araştırıyoruz.