İlk bakışta bu sitede Kur'an'a büyük önem verdiğimiz için Peygamber Muhammed'in rolünü ikinci plana attığımız düşünülebilir. Oysa durum tam tersidir. Biz, Peygamber'in gerçek rolünü doğru anlamanın, dinî meselelerde Kur'an'ın temel ölçü olması gerektiği sonucuna götürdüğüne inanıyoruz.
Peygamber, İslam'ın insanlığa ulaşmasında merkezi bir konuma sahiptir. Allah vahyini onun aracılığıyla insanlara bildirmiştir. Onun görevi olmasaydı insanlar Kur'an'ı tanımayacak, dolayısıyla İslam'ı da bilemeyeceklerdi. Bu nedenle Peygamber'e saygı duymak ve ona uymak, İslam'ın ayrılmaz bir parçasıdır. Asıl soru, Peygamber'e uyulup uyulmaması değil, ona uymanın ne anlama geldiğidir.
Kur'an birçok yerde Allah'a ve Resûlü'ne itaat edilmesini emreder. Ancak aynı zamanda Resûl'ün görevini de açıkça tanımlar. Peygamber din adına kendi görüşlerini ortaya koyan biri değil, Allah'tan kendisine vahyedileni takip edip insanlara ileten elçidir:
"Ben ancak bana vahyedilene uyarım."
(Kur'an, 6:50)
Bu nedenle Kur'an'ın Resûl'e itaati emretmesi, onu vahiyden bağımsız ayrı bir dinî otorite hâline getirdiği anlamına gelmez. Peygamber'in görevi Allah'ın mesajını insanlara ulaştırmak, onu hayatında yaşamak ve toplum içinde uygulamaktır. Bu yüzden "Peygamber'in İslamı" ile "Kur'an'ın İslamı" arasında bir ayrım yapmak doğru değildir. İkisi aynı dinin ayrılmaz parçalarıdır.
Karışıklık daha sonraki dönemlerde ortaya çıkmıştır. Zamanla Kur'an, Peygamber'e nispet edilen tarihî rivayetler, VII. yüzyıl Arap toplumunun kültürel özellikleri ve sonraki hukuk ekollerinin geliştirdiği yorumlar tek bir dinî yapı gibi algılanmaya başlanmıştır. Oysa bu durum doğrudan Kur'an'ın ortaya koyduğu bir tasnif değil, İslam düşüncesinin tarihsel gelişiminin sonucudur.
Bizim yaklaşımımızda bu farklı katmanları birbirinden ayırmak önemlidir.
Kur'an vahiydir ve Kur'an'ın kendisi onun Allah tarafından korunacağını bildirir:
"Şüphesiz Zikri biz indirdik ve onu mutlaka biz koruyacağız."
(Kur'an, 15:9)
Bunun yanında hadis külliyatı da dâhil olmak üzere erken dönem İslam kaynaklarında yer alan çok sayıda tarihî rivayet bulunmaktadır. Bu rivayetler Peygamber'e nispet edilen sözleri, davranışları, kararları ve hayatındaki çeşitli olayları aktarır. Bunlar, İslam'ın doğduğu dönemi anlamamız açısından büyük tarihî değer taşıyabilir. Ancak insanlar tarafından nakledilmiş, Peygamber'in vefatından uzun süre sonra yazıya geçirilmiş ve yine insanlar tarafından değerlendirilmiştir. Bu nedenle bizim yaklaşımımızda hadisler, dikkatle incelenmesi gereken tarihî ve bağlamsal kaynaklar olarak değerlendirilir; Kur'an ile aynı kesinlik ve otoriteye sahip dinî bir kaynak olarak değil.
Bu yüzden Peygamber'e uymayı, sonraki tarihî rivayetlerde geçen her ayrıntıyı birebir tekrar etmekle aynı şey olarak görmüyoruz. Örneğin Peygamber'in iftarını hurmayla açmış olması, tek başına hurmanın bütün toplumlar ve bütün dönemler için dinî bir zorunluluk hâline geldiğini göstermez. Bu tercih, yaşadığı bölgenin imkânlarıyla, iklimiyle ve günlük hayatın doğal şartlarıyla ilgili olabilir. Böyle durumlarda önemli olan, davranışın arkasındaki amacı anlamaktır; dış görünüşünü aynen tekrar etmek değil.
Aynı ilke VII. yüzyıl Arabistan'ındaki günlük hayatın pek çok yönü için de geçerlidir. Kur'an, Allah'ın insanları farklı halklar ve topluluklar olarak yarattığını özellikle vurgular:
"Sizi birbirinizi tanımanız için halklara ve kabilelere ayırdık."
(Kur'an, 49:13)
Buradan hareketle biz, İslam'ın evrenselliğinin belirli bir toplumun kültürünü bütün insanlığa taşımakta değil, Allah'ın dinin bir parçası olarak belirlediği evrensel ilkelerde yattığını düşünüyoruz.
Bu nedenle bizim için Peygamber'e uymak, her şeyden önce onun insanlığa ulaştırdığı vahye uymaktır. Tarihî rivayetler, bu vahyin kendi döneminde nasıl yaşandığını anlamamıza yardımcı olabilir. Ancak bu durum, ilahî vahiy ile tarihî aktarım arasında ayrım yapma gereğini ortadan kaldırmaz.
Biz, bu yaklaşımın hem Peygamber'e duyulan saygıyı koruduğuna hem de İslam'ın tarihî mirasının değerini teslim ettiğine inanıyoruz. Aynı zamanda Kur'an'ın dinî konularda temel ölçü olarak kalmasını sağlar. Bize göre bu yaklaşım Peygamber'in rolünü küçültmez; aksine onu Kur'an'ın tanıttığı şekliyle doğru yerine koyar.