İnsanın en dikkat çekici özelliklerinden biri, kendisini objektif gördüğü halde aslında çok daha önce benimsediği bir pozisyonu savunabilmesidir.
İlk bakışta insanlar inançlarını verileri analiz ettikten sonra oluşturuyor gibi görünür. Ancak gerçekte süreç çoğu zaman tersine işler. İnsan önce bir fikre, gruba ya da dünya görüşüne karşı bir eğilim geliştirir, ardından onu destekleyecek argümanlar aramaya başlar.
Bu durum sadece dinle sınırlı değildir. İnsan hayatının neredeyse tüm alanlarında geçerlidir.
İnsan Sadece Gerçeği Değil, Rahatlığı da Arar
Her insanın yalnızca hakikate yöneldiğini varsaymak cazip görünür. Ancak gerçek daha karmaşıktır.
Hakikat bazen hatayı kabul etmeyi gerektirir.
Bazen alışılmış bakış açısını terk etmeyi gerektirir.
Bazen de yıllarca savunulan bir şeyin yanlış olabileceğini kabul etmeyi gerektirir.
İnsan egosu için bu kolay değildir.
Bu nedenle insanlar çoğu zaman en doğru olanı değil, psikolojik olarak en rahat hissettireni seçer.
Bu da inanç değişiminin neden sadece yeni bilgi edinmekten çok daha zor olduğunu açıklar.

Kur’an Bu Davranışı Açıkça Anlatır
İlginç olan şudur ki Kur’an bu durumu defalarca tasvir eder.
Peygamberler toplumlarına geldiğinde sorun her zaman argüman eksikliği değildir. Çoğu zaman insanlar alıştıkları düşünce yapısını değiştirmek istemezler.
Kur’an bunu şöyle aktarır:
“Şüphesiz biz atalarımızı bir yol üzerinde bulduk ve onların izinden gidiyoruz.” (43:22)
Burada herhangi bir delil sunulmaz. Gelenek, tek başına bir gerekçe olarak kabul edilir.
İnsanlar “Bu doğru mu?” diye sormaz.
“Bunu atalarımız mı yapıyordu?” diye sorar.
Bu iki soru temelde farklıdır.
Mevcut İnançları Doğrulama Eğilimi
İnsan zihni belirli bir eğilime sahiptir.
İnançlarımızı doğrulayan bilgileri daha kolay fark ederiz, çelişen bilgileri ise daha eleştirel değerlendiririz.
Bir insan bir fikri seviyorsa onu destekleyen argümanları arar.
Sevmiyorsa onu reddedecek sebepler arar.
Bu süreç çoğu zaman o kadar otomatik işler ki kişi kendisini tamamen objektif sanır.
Bu yüzden iki insan aynı veriye bakıp tamamen farklı sonuçlara ulaşabilir.

Bu Sadece Bir Gruba Ait Değildir
Bazen bu davranışın sadece belirli gruplara özgü olduğu düşünülür.
Ancak bu doğru değildir.
Bir insan dini bir görüşü savunabilir çünkü onunla büyümüştür.
- Felsefi bir görüşü savunabilir çünkü dünya görüşüne uygundur.
- Bilimsel bir hipotezi savunabilir çünkü ona yıllarını vermiştir.
- Ya da bir hatayı savunabilir, çünkü bunu kabul etmek zordur.
Sorun grup değildir.
Sorun insan doğasının kendisidir.
Bu nedenle Kur’an belirli bir gruba değil, doğrudan insana hitap eder.
Neden Fikir Değiştirmek Zordur?
Bir insan hata yaptığını kabul ettiğinde sadece bir görüşünü kaybetmez.
Bazen bununla birlikte kimliğinin bir parçasını da kaybeder.
Çünkü birçok inanç, insanın kendisini tanımlama biçiminin bir parçası haline gelir.
Bu yüzden onlardan vazgeçmek kişisel bir yenilgi gibi hissedilebilir.
Oysa hakikati aramak farklı bir duruş gerektirir.
Bu duruş, insanı nereye götürürse götürsün delilin peşinden gitmeyi gerektirir.
Kur’an’ın Buna Karşı Duruşu
Kur’an boyunca tekrar eden temel bir ilke vardır: insan her şeyden önce Allah’a ve kendisine karşı dürüst olmalıdır.
- Gruba değil.
- Geleneğe değil.
- Toplumsal baskıya değil.
- Otoritelere değil.
Bu nedenle Kur’an sürekli olarak düşünmeye, gözlemlemeye, sorgulamaya ve aklı kullanmaya çağırır.
Düşünmek, imanın karşıtı değil; onun bir parçası haline gelir.

Gerçeği Arayıp Aramadığımızı Nasıl Anlarız?
Kendimize zaman zaman sormak faydalı bir soru vardır:
Eğer inandığım fikre karşı güçlü deliller ortaya çıkarsa, fikrimi değiştirmeye hazır mıyım?
Eğer dürüst cevap “hayır” ise, hakikat arayışı çoktan bitmiş olabilir ve yerini taraf savunusu almış olabilir.
Bu noktada insan artık hakikat aramayı değil, gerekçe üretmeyi seçmeye başlar.
Sonuç
İnsanlar her zaman en iyi kanıtlanmış olana inanmaz.
Çoğu zaman daha tanıdık, daha rahat ve daha konforlu olana inanırlar.
Kur’an insan doğasının bu yönüne sürekli dikkat çeker. Asıl engelin çoğu zaman bilgi eksikliği değil, kişinin kendi inançlarını yeniden gözden geçirmeye isteksizliği olduğunu gösterir.
Bu yüzden hakikat arayışı sadece bilgi değil, aynı zamanda dürüstlük gerektirir.
- Hata kabul etme dürüstlüğü.
- Önyargıyı bırakma dürüstlüğü.
- Beklentilere ters düşse bile delilin peşinden gitme dürüstlüğü.
İşte bu tutum, düşünmeyi bir formalite olmaktan çıkarıp gerçek bir hakikat arayışına dönüştürür.