Muhtemelen herkes hayatında en az bir kez şu soruyu kendine sormuştur:
Eğer Allah geçmişi, bugünü ve geleceği eksiksiz biliyorsa, bu dünyanın var olmasının anlamı nedir? İmtihanlar neden var? Seçim neden var? Kıyamet Günü neden olacak? Allah zaten kimin cennete, kimin cehenneme gideceğini önceden bilmiyor mu?
Birçok insan için bu soru, imana giden yolda karşılaştığı en zor meselelerden biridir. Çoğu zaman kısa bir cevap verilir: “Allah zamanın dışındadır. O'nun katında geçmiş, bugün ve gelecek aynı anda açıktır.” Bu düşüncede bir çelişki yoktur; ancak gerçekten anlamaya çalışan bir insan için bu açıklama çoğu zaman yeterli olmaz. Bu yüzden meseleye biraz daha derinden bakmaya çalışalım.
İmtihan Allah İçin Değildir
Öncelikle şunu anlamak gerekir: İmtihan, Allah'ın bilgi edinmesi için var değildir. Kur'an sürekli olarak Allah'ın her şeyi bildiğini vurgular:
“Şüphesiz Allah her şeyi bilendir.” (2:282)
O bizim düşüncelerimizi, niyetlerimizi, zaaflarımızı ve geleceğimizi bilir. O hâlde doğal olarak şu soru ortaya çıkar: Eğer Allah her şeyi biliyorsa, insan neden imtihan edilir?
Cevap beklenmedik bir noktadan başlar: İmtihan Allah için değil, insan içindir.
Kur'an'a bütünüyle bakıldığında Allah'ın insana sürekli olarak seçim yapabilen bir varlık olarak hitap ettiği görülür. O, insanı düşünmeye, kendini düzeltmeye, tövbe etmeye, zaaflarıyla mücadele etmeye ve iyiliğe yönelmeye çağırır. Bütün bu çağrıların anlamlı olabilmesi için insanın gerçek anlamda seçme özgürlüğüne sahip olması gerekir.
İmtihan Allah'ın bilgisini artırmaz.
İmtihan, insanı kendi seçimlerinin şahidi hâline getirir.
Hayat Kitabımız Önceden Yazılmış Değildir — Onu Biz Yazıyoruz
Bazen şöyle denilir: “Allah her şeyi biliyorsa, demek ki her şey zaten önceden belirlenmiştir.”
Fakat Kur'an insanı bundan farklı bir şekilde tanımlar:
“Şüphesiz Allah, bir toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez.” (13:11)
Ve yine:
“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (53:39)
Bu ayetler çok önemli bir ilkeyi ortaya koyar: İnsan gerçekten kendi hayatı üzerinde etkiye sahiptir. Seçimleri önemlidir ve yaptığı tercihler onu şekillendirir.
Elbette insanın değiştiremeyeceği şeyler de vardır. Doğacağı zamanı, anne babasını veya hayatındaki birçok şartı kendisi seçmez. Fakat bütün bu şartların içinde Allah ona seçim yapabileceği bir alan bırakır ve imtihan tam da burada gerçekleşir.
Bu yüzden daha doğru ifade şudur: Hayat kitabımızı Allah bizim yerimize yazmaz; onu kendi kararlarımızla biz yazarız. Allah, biz daha yaşamadan önce onun içeriğini bilir. Ancak O'nun bilgisi insanı kendi iradesi dışında hareket eden biri hâline getirmez.

İmtihanlar da Değişir
İnsan değiştikçe imtihanları da değişir.
Bir çocuk ile bir yetişkin aynı şekilde sınanmaz. Fakir ile zengin, âlim ile bilgisiz aynı imtihanlardan geçmez. Allah insanı, onun gerçek karakterinin ortaya çıkacağı alanlarda sınar.
Bu yüzden imtihan sadece oruç ya da namaz değildir.
Bazen en ağır imtihan makamdır.
Bazen servettir.
Bazen şöhrettir.
Bazen intikam alma fırsatıdır.
Bazen de başkalarını kontrol etme arzusudur.
Her insanın kendine özgü zayıf yönleri vardır ve çoğu zaman imtihan tam da bunların üzerinden gelir.
Üstelik imtihanlar sabit değildir. İnsan fakirken yoklukla sınanabilir. Zengin olduğunda ise bambaşka bir imtihan başlar. Tanınmayan biri şöhretle sınanmaz; fakat nüfuz kazandığında yeni fitneler ortaya çıkar.
İmtihan, insanla birlikte gelişir. Çünkü Allah şartları değil, insanın kendisini sınamaktadır.
Gerçek Anlamda İmtihan Nedir?
Birçok kişi imtihanı sürekli yaşanan sıkıntılar olarak düşünür. Oysa Kur'an daha geniş bir tablo çizer.
Başarı da bir imtihandır.
Servet de.
Bilgi de.
Güç de.
İnsanların saygısı da.
İnsan her seferinde bir seçim yapar: Nefsinin arzularına mı uyacak, yoksa ahlaki sınırlarını mı koruyacaktır?
İnsanı şekillendiren şey tek bir büyük olay değil, binlerce küçük tercihtir.
Her yeni seçim bir sonraki imtihanın kapısını açar. Bu yüzden hayat, önceden yazılmış ve değişmeyen bir senaryo olarak düşünülemez. Kendi kararlarımız, gelecekte karşılaşacağımız imtihanları da etkiler.
Peki Allah Benim Seçimimi Önceden Biliyorsa?
İşte en zor soru budur.
İnsanlar çoğu zaman farkında olmadan iki farklı kavramı birbirine karıştırırlar: bilmek ve sebep olmak.
Bir olayın önceden bilinmesi, o olaya sebep olunması anlamına gelmez.
Bazen insanlar Allah'ın bilgisini şöyle tasavvur eder: Önceden yazılmış bir senaryo vardır ve insan sadece rolünü oynuyordur.
Fakat bu anlayış Kur'an'ın bütünlüğüyle tam olarak uyuşmaz.
Eğer insan sadece önceden belirlenmiş bir senaryonun oyuncusu olsaydı, Allah'ın sürekli olarak insanı iyiliği seçmeye, kötülükten kaçınmaya, tövbe etmeye ve kendini değiştirmeye çağırmasının hiçbir anlamı kalmazdı.
Kur'an tekrar tekrar şöyle buyurur:
“Şüphesiz Allah, bir toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez.” (13:11)
Ve:
“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (53:39)
Bu ayetler ancak insanın gerçekten seçim yapabildiği durumda anlam kazanır.
Bunu açıklamak için sadece çok sınırlı bir benzetme yapabiliriz.
Bir bilgisayar oyununun geliştiricisini düşünün. Oyunun bütün olası yollarını, bütün sonlarını bilir. Buna rağmen oyunu oynayan kişi seçimlerini kendisi yapar. Geliştirici oyuncuyu belirli bir tuşa basmaya zorlamaz; sadece her seçimin nereye varacağını bilir.
Elbette bu örnek son derece eksiktir. Allah, insanların yaptığı hiçbir benzetmeyle kıyaslanamayacak kadar yücedir. Ancak bu örnek temel fikri anlamaya yardımcı olur: Bilmek, zorlamak değildir. Allah'ın insanın bütün seçimlerini biliyor olması, o seçimleri insan adına yaptığı anlamına gelmez.

İmtihan İnsanın Gerçek Yüzünü Ortaya Çıkarır
Kur'an'ı çok iyi bilen bir insan düşünün. Zamanla öğrencileri ona öylesine güvenmeye başlıyor ki artık kendileri düşünmeyi bırakıyorlar.
İşte yeni bir imtihan burada başlıyor.
Bu güveni kullanıp kendisini sorgulanamaz bir otorite hâline getirebilir.
Ya da tam tersine sürekli şöyle diyebilir:
“Beni körü körüne takip etmeyin. Her şeyi Kur'an ile kontrol edin.”
Allah her iki yolu da önceden bilir.
Fakat hangisini seçeceğine karar verecek olan insandır.
İşte bu seçimler, onun hayat kitabının satırlarını oluşturur.
Hesap Allah İçin Değil, İnsan İçindir
Bazen şu soru sorulur:
“Allah her şeyi biliyorsa, Kıyamet Günü neden var?”
Cevap şudur:
Kıyamet Günü Allah'ın insanı tanıması için değildir.
İnsanın kendi hakikatiyle yüzleşmesi içindir.
Bir düşünün.
Eğer dünya hayatı hiç yaşanmamış olsaydı ve Allah insanları doğrudan cennet ile cehennem arasında ayırsaydı, insanın ilk sorusu ne olurdu?
“Neden ben?”
İşte bu yüzden imtihan mutlak adaletin bir tecellisidir.
İnsan sadece sonuca ulaşmaz; o sonuca giden yolu bizzat yaşar, seçimlerini kendi yapar ve hayatının şahidi olur.
Kur'an şöyle buyurur:
“Her nefis yaptığı bütün iyilikleri de yaptığı bütün kötülükleri de karşısında bulacaktır.” (3:30)
Ve yine:
“Kitap ortaya konulacak; suçluların, içinde yazılı olanlardan korktuklarını göreceksin. Onlar: ‘Yazıklar olsun bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük büyük hiçbir şeyi bırakmadan hepsini saymış!’ diyecekler.” (18:49)
Bu kitap Allah'ın bilmediği bir şeyi öğrenmesi için değildir.
İnsan kendi hayatını hiçbir mazeretin arkasına saklanmadan görebilsin diyedir.
Daha doğru söylemek gerekirse:
Bu kitabı Allah insanın yerine yazmaz.
Onun yazarı insanın kendisidir.
Her davranış, her niyet ve her bilinçli tercih bu kitabın satırlarına dönüşür.
Bu yüzden Kıyamet Günü hiç kimse şöyle diyemeyecektir:
“Bunu ben yapmadım.”
“Beni zorladılar.”
“Başka seçeneğim yoktu.”
İnsan kendi hayatını, onu nasıl yaşamışsa öyle görecektir.
Sonuç
“Allah her şeyi biliyorsa imtihan neden var?” sorusu çoğu zaman imtihanın bilgi edinme süreci olduğu varsayımından kaynaklanır.
Oysa Kur'an bambaşka bir tablo sunar.
İmtihan, Allah'ın insanı tanıdığı süreç değildir.
İmtihan, insanın kendisini ortaya koyduğu süreçtir.
Her seçim şu soruya verilen bir cevaptır:
Ben gerçekte nasıl bir insan olmak istiyorum?
Allah bu cevabı biz doğmadan önce de bilir.
Fakat bir gün bu cevabı insanın kendisi de görecektir.
İşte bu yüzden Kıyamet Günü herkes kendi kitabını alacaktır. Bu kitap, hayatı boyunca kendi kararlarıyla yazdığı kitaptır. Allah'ın onun içeriğini öğrenmeye ihtiyacı olduğu için değil; insanın, hayatının sonucunun tesadüf olmadığını, başkası tarafından yazılmadığını ve kendisine zorla yaşatılmadığını görmesi için.
Bu nedenle asıl soru artık şudur:
“Allah beni neden imtihan ediyor?”
değil,
“Ben şu anda hayatımın nasıl bir kitabını yazıyorum?”