İslam'da çok eşlilik konusu gündeme geldiğinde dikkat neredeyse her zaman ayetin şu kısmına odaklanır: "...iki, üç veya dört kadınla evlenin..." İşte en çok bu ifade, bir yandan eleştirilerin hedefi olurken, diğer yandan bazı insanlar tarafından kendi arzularını dinî bir gerekçeyle meşrulaştırmanın kolay bir yolu hâline getirilmektedir.
Tam da bu noktada asıl soru ortaya çıkar: Bu gerçekten ayetin vermek istediği mesaj mıdır, yoksa insanların zaten yapmak istedikleri şeyi meşrulaştırmak için bağlamından kopardıkları uygun bir cümle midir?
Kur'an dikkatlice ve bütüncül bir şekilde okunduğunda, vurgunun kadın sayısında olmadığı açıkça görülür. Aksine, izin verildikten hemen sonra Kur'an bütün konunun merkezine yerleşen bir şart ortaya koyar. Ayetin anlamını kavrayabilmek için tek bir cümleye değil, bütün bağlama bakmak gerekir.
Ayet Çok Eşlilikle Başlamaz
Nisâ Suresi, adaletten, güçsüzlerin korunmasından ve yetimlere karşı sorumluluktan söz ederek başlar. Ardından Kur'an şöyle buyurur:
"Eğer yetimlere karşı adaletli davranamamaktan korkarsanız, size helâl olan kadınlardan ikişer, üçer ve dörder olmak üzere evlenin. Eğer adaletli davranamamaktan korkarsanız, o zaman bir tane ile yetinin. Bu, haksızlığa düşmemenize daha yakındır."
(Kur'an 4:3)
Modern okuyucu çoğu zaman bu ayetin yalnızca ortasındaki ifadeyi fark eder. Oysa ayetin başlangıcı adaletsizlik korkusuyla ilgilidir ve sonu da yine adaletsizlik korkusuna döner. Kadın sayısıyla ilgili ifade ise bu iki ilkenin arasında yer alır. Ayetin bu yapısı bile, asıl konunun ne olduğunu düşünmeye sevk eder.
Ayet adaletle başlar ve adaletle biter. Şehvetle değil. Kolaylıkla değil. Erkeğin "istiyorum" demesiyle değil. Adaletle.
Bir Şeye İzin Verilmiş Olması, Onun Tavsiye Edildiği Anlamına Gelmez
Kur'an'da izin verilen her şey, en ideal tercih anlamına gelmez. Örneğin boşanmak helâldir; fakat Kur'an onu aile hayatının ulaşılması gereken hedefi olarak sunmaz. Aynı şekilde çok eşliliğe izin verilmiş olması da, Kur'an'ın her erkeği birden fazla kadınla evlenmeye teşvik ettiği anlamına gelmez.
Fakat tam da bu noktada birçok kişi anlamı değiştirmeye başlar. İzni alır ve onu kendi arzularını haklı çıkarmanın aracı hâline getirir. Kur'an'ın istisnai veya sınırlı şartlar altında müsaade ettiği bir husus, bazıları tarafından kişisel istekleri gerçekleştirme hakkı gibi sunulur.
Oysa izin verildikten hemen sonra şu sınırlama gelir:
"Eğer adaletli davranamamaktan korkarsanız, o zaman bir tane ile yetinin."
Ayetin nasıl kurulduğuna dikkat edin. "Canın istiyorsa birkaç kadınla evlen." demez. "Maddi gücün yetiyorsa aileyi büyüt." demez. Şunu söyler: "Adaletsizlik ihtimali varsa, bir kadınla yetin." Böylece belirleyici ölçü yine erkeğin arzusu değil, adalet olur.

Adalet Ne Anlama Geliyor?
İşte burada en önemli soru ortaya çıkar: Kur'an'ın kastettiği adalet nedir?
Bunun yalnızca maddi geçimle sınırlı olmadığı açıktır. Bir kişi birden fazla aile kuruyorsa, her biri saygıyı, ilgiyi, şefkati, güveni ve onurlu bir muameleyi hak eder. Bu durumda çok eşlilik, erkeğin imkânlarının genişlemesi değil, sorumluluğunun kat kat artması anlamına gelir.
Bu nedenle çok eşliliğin neredeyse kolay, romantik ya da "erkeğin doğal hakkı" gibi sunulması oldukça şaşırtıcıdır. Gerçekte bu, kişisel arzuların oyuncağı ya da ahlaki zaafları dinî bir kılıfa sokmanın yolu değildir. Bu; olgunluk, dürüstlük ve başkalarının hayatını yıkmayacak kadar güçlü bir karakter gerektiren ağır bir sorumluluktur.
Bu yüzden çok eşlilik meselesini yalnızca "Caiz mi?" sorusuna indirgemek mümkün değildir. Asıl önemli soru şudur:
"Gerçekten adaletli davranabilecek misin, yoksa sadece bu izni kendine kalkan mı yapıyorsun?"
"Ne Kadar İsteseniz de Eşleriniz Arasında Tam Adalet Sağlayamazsınız..."
Aynı surenin ilerleyen bölümünde şöyle buyrulur:
"Ne kadar isteseniz de eşleriniz arasında tam anlamıyla adalet sağlayamazsınız. Fakat birine tamamen yönelip diğerini askıda bırakılmış gibi de bırakmayın..."
(Kur'an 4:129)
Bu ayet bazen çelişki gibi algılanır. Önce Kur'an adaleti emretmekte, sonra ise tam adaletin mümkün olmadığını söylemektedir. Oysa burada bir çelişki yoktur.
Kur'an insanın tabiatını kabul eder. İnsan birkaç kişiyi aynı ölçüde sevmeye kendini zorlayamaz. Duygularını tamamen kontrol etmesi de mümkün değildir. Ancak davranışlarını kontrol edebilir. İşte bu yüzden mutlak eşitliğin mümkün olmadığını söyledikten hemen sonra Kur'an şu aşırılığı yasaklar: "...birine tamamen yönelip diğerini askıda bırakmayın."
Yani duygularda tam eşitliğin mümkün olmaması, dış davranışlardaki adaletsizliğin mazereti hâline gelemez. İnsan, kendi zaaflarını din adına söylenen güzel sözlerin arkasına gizleyemez. Eğer kişi adaleti koruyamayacaksa, başkalarının hayatını kendi "erkekliğini sınayacağı" bir alana dönüştürmemelidir.
Tartışma Neden Neredeyse Hep Erkeğin İsteklerine İndirgeniyor?
Dikkat çekicidir ki günümüzdeki tartışmaların çoğu şu soruyla başlar:
"Bir erkek dört kadınla evlenebilir mi?"
Oysa Kur'an bambaşka bir soru sorar:
"Adaletli davranabilecek misin?"
Bunlar tamamen farklı iki yaklaşımdır. İlki arzuyla başlar. İkincisi ise sorumlulukla.
İşte bu yüzden çok eşlilik çoğu zaman ağır bir yükümlülük olarak değil, kişisel istekleri meşrulaştırmanın uygun bir yolu olarak sunulur. İnsan önce istemektedir, sonra da bencil görünmemek için dinî bir gerekçe aramaktadır.
Sorun artık metinde değil, metne yaklaşım biçimindedir. Dinî bir ayet kişisel tutkuları örtmek için kullanıldığında anlam bütünüyle değişir. Sorumluluğun yerini kendini haklı çıkarma, adaletsizlik korkusunun yerini hak iddiası, tevazunun yerini ise insanın taşıyabileceğinden fazlasını istemesi alır.
Aldatma Üzerine Adalet İnşa Edilebilir mi?
Bazen şu soru sorulur:
"Bir erkek ikinci evliliği yapmak istediğinde ilk eşinden izin almak zorunda mıdır?"
Kur'an bunu açık bir hukuk kuralı olarak ifade etmez. Ancak tekrar tekrar adaleti, dürüstlüğü ve sorumluluğu emreder.
Böyle olunca başka bir soru ortaya çıkar:
Bir erkek ailesinin hayatını kökten değiştirecek bir karar alırken bunu eşinden gizliyorsa, bundan adalet diye söz edilebilir mi? İlişkiler sır, manipülasyon ve karşı tarafın gerçeği öğrenmeyeceği hesabı üzerine kuruluyorsa buna dürüstlük denebilir mi?
Hukukî tartışmaları bir kenara bıraksak bile, aile içindeki güvenin aldatmayla güçleneceğini düşünmek zordur. Allah adaleti temel şart olarak belirliyorsa, insan da kendisine dürüstçe şu soruyu sormalıdır:
"Yaptığım şey gerçekten adalete hizmet ediyor mu, yoksa sadece arzumu dinî bir ifadeyle meşrulaştırmaya mı çalışıyorum?"

"Ama Peygamber Eşlerinden İzin Almamıştı..."
Bu tartışmalarda sıkça dile getirilen bir başka iddia da şudur:
"Peygamber de eşlerinden izin almamıştı."
Ancak bu tür bir kıyas dikkatli yapılmalıdır.
Hz. Peygamber'in Hz. Hatice ile olan ilk evliliği yaklaşık yirmi beş yıl sürmüş ve bu süre boyunca, Arap toplumunda çok eşlilik yaygın olmasına rağmen tek eşli kalmıştır. Hz. Hatice'nin vefatından sonraki evliliklerinin şartları ise bugün çok eşliliğin konuşulma biçiminden oldukça farklıydı. Bu evliliklerin önemli bir kısmı dul kadınların korunması, himayesiz kalan kadınlara destek olunması, topluluklar arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi ve benzeri toplumsal sebeplerle gerçekleşmiştir. Ayrıca Kur'an, Peygamber'e diğer müminler için geçerli olmayan bazı özel hükümler de vermektedir (bkz. 33:50).
Bu nedenle Peygamber'in hayatından tek tek olayları seçip onları kişisel arzulara evrensel bir gerekçe olarak sunmak doğru değildir. Gerçekten onu örnek almak isteyen kişi, hayatının sadece kendisine uygun gelen kısmına değil, tamamına bakmalıdır.
"İki Eş", İki Gizli Hayata Dönüştüğünde
Bazen bir kişi, "İki eşim var." der. Ancak sonra anlaşılır ki kadınlardan biri diğerinin varlığından bile haberdar değildir.
Bu durum Kur'an'ın aile anlayışına uygun mudur?
Kur'an'da evlilik gizli bir ilişki ya da saklanan paralel bir hayat değildir. O; karşılıklı sorumluluk, güven ve dürüstlük üzerine kurulan açık bir birlikteliktir. Eğer bir aile diğerinden tamamen habersizse, sorun artık eş sayısı değildir.
Sorun dürüstlüktür.
Daha açık söylemek gerekirse, kişinin normal hayatta aldatma olarak değerlendirilecek bir davranışına dinî bir kılıf bulmaya çalışmasıdır.
Bir insan resmî olarak birden fazla evlilik yaptığını söyleyebilir. Fakat aile hayatı sürekli gerçeği gizlemek üzerine kurulmuşsa şu ciddi soru kaçınılmaz olur:
Böyle bir ilişkiye gerçekten adil denebilir mi, yoksa bu sadece dinin sorumluluktan kaçmak için kalkan olarak kullanıldığı uygun bir düzen midir?
Kur'an "Önemli olan birkaç eşe sahip olma hakkıdır." demez.
Şunu söyler:
"Eğer adaletli davranamamaktan korkarsanız..."
İşte asıl belirleyici ilke budur.
Sonuç

Çok eşlilik tartışması yalnızca "Kaç kadınla evlenmeye izin vardır?" sorusuna indirgendiğinde, dikkat Kur'an'ın odaklandığı noktadan uzaklaşmış olur.
Kur'an sayıdan çok adaletten söz eder. Erkeğin haklarından çok onun sorumluluğunu öne çıkarır. Birden fazla evlenme imkânından ziyade, sorumluluğunu üstlendiği her insana karşı taşıdığı ağır yükümlülüğü hatırlatır.
Bu nedenle bu ayetlerin asıl sorusu şu değildir:
"Kaç kadınla evlenmeme izin veriliyor?"
Kur'an'ın mesajına daha yakın olan soru ise şudur:
"Üstlendiğim sorumluluğu Allah'ın huzurunda gerçekten hakkıyla yerine getirebilecek miyim, yoksa sadece arzularımı dinî bir izinle meşrulaştırmaya mı çalışıyorum?"
Belki de bu yüzden Kur'an konuyu bir izin cümlesiyle bitirmez; söze başladığı yere, yani adalete geri döner. Çünkü Allah katında belirleyici olan evliliklerin sayısı değil, insanın hayatını kendi hayatıyla birleştirdiği kimselere karşı ne kadar dürüst ve adil davrandığıdır.