Bir insan fizik öğrenmek istiyorsa önce fizik ders kitabını açar, onun üzerine yazılmış yorumları değil. Bir insan ülkesinin anayasasını öğrenmek istiyorsa önce anayasanın kendisini okur; ancak daha sonra hukukçuların eserlerine, tarihî kaynaklara ve yargı kararlarına başvurur.
Peki neden İslam söz konusu olduğunda çoğu zaman bunun tam tersi yapılır?
Pek çok insan yıllarca hadisleri, âlimlerin görüşlerini, fıkıh kitaplarını ve sayısız şerhi okur; fakat buna rağmen Kur'an'ı baştan sona dikkatle ve sistemli bir şekilde bir kez bile okumamıştır.
Burada basit ama önemli bir soru ortaya çıkıyor:
Allah'ın bütün insanlık için bir rehber olarak tanıttığı tek Kitabı sistemli biçimde okumadıysan, İslam'a uyduğunu nasıl iddia edebilirsin?
Bu Konuyu Daha Önce Ayrıntılı Olarak Ele Aldık
HoopoeLab'de daha önce "Sünnet Gerçekte Ne Anlama Geliyor?" ve "Peygambere Uymak Ne Demektir?" başlıklı araştırmalar yayımlandı.
Bu çalışmalarda, hadislerin dinî hükümlerin bağımsız bir kaynağı olarak bağlayıcılığını kanıtlamak için geleneksel olarak öne sürülen ayetler ayrıntılı biçimde incelenmektedir.
Ayrıca dinin tamamlandığını bildiren (5:3), Kur'an'ın gerekli olan her şeyi açıklayan bir kitap olduğunu söyleyen (16:89), Allah'ın Kitap'ta hiçbir şeyi eksik bırakmadığını bildiren (6:38) ve Peygamber'in yalnızca kendisine vahyedilene uyduğunu ifade eden (6:106; 10:15) ayetler de ele alınmaktadır.
Bu nedenle burada aynı analizleri tekrar etmeyeceğiz. Bunun yerine şu soruya odaklanacağız:
Kur'an konusunda sağlam bir temele sahip olmadan hadisleri incelemek neden tehlikeli olabilir?
Başlangıç Noktası Kur'an Olmalıdır
Her araştırma en temel kaynaktan başlar ve Müslümanlar için bu kaynak Kur'an'dır. Allah onu koruyacağını vaat etmiş, insanlık için bir rehber olarak tanıtmış ve hak ile bâtılı ayıran ölçü kılmıştır.
Bir insan bu ölçüyü bilmiyorsa, daha sonra karşısına çıkan tarihî rivayetleri nasıl değerlendirebilir?
Cevap açıktır: hiçbir şekilde.

"Peygamber Size Ne Verdiyse Onu Alın..."
En sık kullanılan delillerden biri şu ayettir:
"Peygamber size ne verdiyse onu alın..."
Fakat çok az kişi bu ayetin tamamını açıp okumayı önerir.
Ayet bütünüyle okunduğunda, yeni ve bağımsız bir dinî hüküm kaynağı oluşturulmasından değil, belirli tarihî olaylardan sonra elde edilen savaş ganimetlerinin dağıtımından söz edildiği açıkça görülür.
Bu, bir cümleyi bağlamından koparmanın ne kadar tehlikeli olabileceğine güzel bir örnektir.
İşin ironik tarafı ise şudur: Pek çok insan bu ayetin tamamını hayatında hiç kendi başına okumamıştır. Sadece bir zamanlar duyduğu kısa bir alıntıyı tekrar etmektedir. Oysa Kur'an, insanları başkalarının sözlerini ezberlemeye değil, düşünmeye çağırır.
Allah'ın Sözünü İnsan Sözünden Nasıl Ayıracağız?
Bir insanın önünde iki kitap olduğunu düşünelim. Birincisi Kur'an'dır. İkincisi ise Peygamber'in vefatından yüzyıllar sonra, aktarılan rivayetler temel alınarak derlenmiş tarihî bir eserdir.
Kur'an'ı henüz tanımayan biri, hangi rivayetin gerçekten Allah'ın sözleriyle uyumlu olduğunu nasıl anlayabilir?
Cevap yine açıktır. Önce Allah'ın ne söylediğini öğrenmek gerekir. Ancak bundan sonra tarihî rivayetler bu ölçüye göre değerlendirilebilir. Aksi hâlde kişi, ikisini birbirinden ayırma imkânını kendi eliyle kaybetmiş olur.
Tehlike Hadislerde Değil, Temelsizliktedir
Burada anlatmak istediğimiz noktanın doğru anlaşılması önemlidir. Tehlike, hadislerin varlığında değildir.
Tarihî rivayetler; dönemin kültürü, günlük hayatı, belirli olaylar ve Peygamber'in şahsiyeti hakkında değerli bilgiler içerebilir. Sorun, bunların Kur'an'dan önce öğrenilmeye başlanmasıyla ortaya çıkar.
Kur'an temeli olmayan bir kişi, evrensel ilkeyi tarihî olaydan ayıramaz. Bir olayın tasviri ile dinî hükmü birbirinden ayırt edemez. Tek bir rivayeti Kur'an'ın genel ilkeleriyle karşılaştıramaz.
İşte tam bu noktada ciddi bir risk doğar: Genel bağlamından koparılmış tek bir cümle mutlak bir dinî hüküm gibi algılanmaya başlar; belirli bir olay evrensel bir yasa hâline gelir; insan yorumu ise Allah'ın kesin iradesi gibi görülür.
Dinler tarihi bunun nelere yol açabileceğini göstermektedir. Bir metin bütüncül bir ölçü olmadan parçalar hâlinde okunursa, ondan aşırı sertliği de, inancın açıkça çarpıtılmasını da haklı gösterecek yorumlar çıkarılabilir. Kur'an'ın adalet, merhamet ve takva çağrısı, sağlam bir temelden yoksun ellerde baskının, düşmanlığın ve aslında Kur'an'ın bütünüyle desteklemediği uygulamaların aracı hâline gelebilir.
Böylece tarihî bir rivayet, fark edilmeden İslam'ın tartışılmaz bir hükmü gibi algılanmaya başlar.

Garip Bir Paradoks
Bazen şu tür ifadeler duyabilirsiniz:
"Sadece Kur'an'a uymak şeytanın yoludur."
Ya da:
"Sadece Kur'an okuyarak insan doğru yoldan sapar."
Bu sözlerin anlamı üzerinde biraz düşünelim.
Kur'an'ın kendisine göre Peygamber, yalnızca Allah'ın kendisine vahyettiğine uymuştur:
"Rabbinden sana vahyedilene uy." (6:106)
"Ben yalnızca bana vahyedilene uyarım." (10:15)
Eğer yalnızca Kur'an'a uymak başlı başına tehlikeli ilan ediliyorsa, şu soru kaçınılmaz hâle gelir:
Peygamber'in yolu da mı tehlikeliydi?
Elbette hayır.
Sorun, insanın Kur'an'ı okumasında değildir. Sorun, onu okumayı bırakıp yerine başkalarının sonuçlarını koymasında başlar.
Bu Neden Gerçekten Önemlidir?
Hadis literatürü son derece geniş bir tarihî birikimdir. İçinde güvenilirlik dereceleri farklı olan rivayetler, günlük yaşama dair anlatılar, siyasî olaylar, insan davranışları ve farklı dönemlere ait bilgiler bulunur. İslam geleneğinin kendi içinde bile birçok hadis tartışılmış, farklı değerlendirilmiş ve zamanla yeniden ele alınmıştır.
Bu yüzden Kur'an'ı anlamadan hadis okumak, kitabın kendisini açmadan yalnızca açıklamalarını okumaya benzer. Böyle yapan kişi kolayca ikincil olanı asıl olanın yerine koyabilir, tarihî olanı ebedî zannedebilir ve insan sözünü ilahî sözle karıştırabilir.
Kur'an temeli ne kadar zayıfsa, tek tek rivayetleri araştırılması ve karşılaştırılması gereken tarihî malzemeler olarak değil, önceden benimsenmiş görüşleri doğrulayan hazır deliller olarak kabul etme riski de o kadar büyüktür. Böyle olduğunda din, insanı hakikate ulaştıran bir yol olmaktan çıkar ve istenilen her sertliği haklı göstermek için kullanılan seçme alıntılar bütününe dönüşebilir.
Kur'an Temeldir
Tarih öğrenilebilir. Hadisler incelenebilir. Peygamber'in hayatı araştırılabilir. İslam medeniyeti üzerinde çalışılabilir.
Fakat bütün bunlar sağlam bir temel üzerine kurulmalıdır.
Bu temel Kur'an'dır. Çünkü bunu herhangi bir insan değil, bizzat Allah belirlemiştir.

Sonuç
Biz hadislerin öğrenilmesini bırakmayı önermiyoruz. Önerdiğimiz şey doğru sırayı takip etmektir.
İnsan önce Allah'ın ne söylediğini öğrenmeli, Kur'an'ın temel ilkelerini kavramalı, onu bağlam içinde okumayı, ayetleri birbiriyle ilişkilendirmeyi ve anlamı üzerinde düşünmeyi öğrenmelidir. Ancak bundan sonra, Allah'ın insanlara ölçü olarak verdiği kriter elinde olduğu hâlde tarihî kaynaklara yönelmelidir.
Aksi takdirde temel ile onun üzerine inşa edilenleri farkında olmadan yer değiştirme tehlikesi ortaya çıkar. Sağlam bir temel üzerine kurulmamış bir bina ise, ne kadar güzel görünürse görünsün, her zaman yıkılmaya açıktır.